Ateşli Bir Hikaye!

“Hadi kalk! Yatalım artık ne yapıyorsun orada?” diye seslendi Kadın, mutfak kapısının eşiğinden.

Kafasını solundan yarım döndürerek arkasına baktı ve
“Gelsene yanıma, gel ayaklarını ısıt sen de, biraz sohbet edelim. Bugün hiç durmadın yerinde. Yoruyorsun kendini.”
Bir sandalye alıp geçti yanına. O da ayaklarını uzattı Adam’ınkinin yanına, “Yorulmuyorum. Evin işleri birşey değil. Hem duramam ben öyle. Biliyorsun”
Sol kanadının altına aldı Kadın’ı, bastırdı kendine doğru, “Bilmem mi hiç” diye gülümsedi.
“Senin neyin var?” dedi Kadın, merakını gidermek için.
Hafif tebessümle, “Huzurluyum!” diye başladı sözlerine:
“Düşünüyorum da, biz bu ateşin sıcaklığını ve etrafında toplanmanın huzurunu, birlik ve beraberliğini neden bıraktık?”
Sorduğu soruya cevap bırakmadan kendi cevap verdi soru cümleleriyle:
“Daha fazla para için mi?
Daha rahat olmak için mi?
Yada genelleyeyim. Hep dahası için mi?
Oysa bilmezler miydi bu dünyada istemenin sonu yok diye. Ancak kanaat vardır seni durduran ve yettiren. Bunu sağlayamayınca kaloriferin, klimanın sıcaklığı da batar. Rahat ettirmez. En korunaklı evde de kalsan yetmez. Yetiyor mu? Yetmiyor. Dün sosyal ağların birinde sordum. Rahat ortamlarında huzursuzdu çoğu. İmkan arttıkça huzursuzluk artar mı acaba? Ben yaşayan biri olarak diyebilirim. İmkan artması huzursuz etmez. O imkana şükretmezsen, kanaat etmezsen huzurun hiç gelmez. Hep uzaktan el sallar gider. Şu an huzurluyum. Isınırken emek verdiğim odunlarla ısınıyorum. Defalarca yakarak uzmanlaştığım ateşi ben başlattım. Bu toprakları bana emaneten bırakan atalarıma şükrüm bile bu ateşin içinde. Senin sıcaklığını hissetmeme bile vesile ateş. Ateş birliktir, beraberliktir bana göre ve yaşayak herkese. Neden bıraktık bunu? Ben seninle yaşadığım zor ama huzurlu, gelip geçici şu anları neden terk edeyim? Bir söyle bana…”
Kadın, dillenen her sözün hisleriyle örtüşmesine memnun dinledi. Karşılık beklemeden sorduğu soruya ise bir cevabı vardı:
“Kanaat dedin ya. Kanaat doymaktır. Doymayan insan saldırır. Doyan insan sakindir. Saldıran insan huzursuzdur. Sakin insan ise huzurlu. Bu kanaat dolu günlerimiz, gücümüz yettikçe daim olsun olur mu?..”

Adam cevap mahiyetinde sımsıkı sarıldı Kadın’a. Kadın da göğsüne dayanı başını Adam’ın.

Bir süre öyle durdular. Solukları da, soluk sesleri de birbirine karıştı. Ayakları da bedenleri de sımsıcaktı. Yatmadan, Adam şöminenin yanında demlemeye bıraktığı süt ve hatmi çiçeğinin kapağını açtı. Bardaklara doldurdu. İçlerine biraz şeker koydu. Balı pek yakıştırmazdı. Kadın sütü görünce biraz dudak büzdü. Sevmezdi pek çünkü. İçemezdi, öğürürdü. Adam bile bile hazırlamıştı. Kadın’ın bardağını eline aldı ve Kadın’ın dudaklarına doğru götürdü.

“Aç bakayım ağzını! Hanimiş minik ağzın, hadi hüüp”

Kadın, Adam’ın ısrarcı tavrını bildiğinden dudağını uzatmış ama Adam bardağı geri çekmiş.

“Bunu severek ve isteyerek yaptım. Bu süt değil tamam mı. Bu Sevgili Hatmi. İçinde emeğim, sevgim ve sana olan ilgim var. Hadi emeğimi, sevgimi ve ilgimi yudumla!..”

Kadın, Adam’ın ne yaptığını biliyordu. Kafasında oluşturduğu süt yargısını kırmak için algısını başka yöne yönlendiriyordu. Bunu sıradan biri yapamazdı. Ancak sevince oluyor. Bu düşünceyle dudaklarını bardağa dayadı ve gözlerine bakarak içti Adam’ın. Öğürmediğini görünce Adam’ın göz parıltısına odun ateşinin yansıması da eklendi. Tatlı bir an…

Süt kokan dudaklar, sonrasında sıcak bir uyku için yataklarına yollandılar. Tabi Adam’ın şöminede yanan ateşi uyutmak için üzerine devirdiği büyük kütükten sonra…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s