Uzak Mesafe – Yakın Mesafe

Aradaki mesafeler nasıl kısalır?

Yada bunu boşverelim başka bir açıdan, yine mesafelere değinelim.
Bir zaman, bir uzman demişti ki:
“İnsanlar yan yanayken birbirlerine bağrırlar. Çünkü bedenler yakın olsa da, kalpler uzaklaşmıştır. Uzak olan kalpler, seslerini duyurmak için birbirlerine bağrırlar”.
Bu bir farkındalık aslında. Bunu duyduğumda çok insanı bu açıdan gözlemledim. Hatta kendimi bile. Bağırdığım anda baktım kendime ve bağırdığım kişiye. Meselenin özüne indim, kalplerimizde ne var diye. Sorunu özünde çözdüm. Ya severek, ya uzaklaşarak…
Çevrenizi ve kendinizi gözleyin siz de. Gün batımları bile bazen daha yakın olur. Bağırmam “Seni Seviyorum!” diye. Gerek yok. İçimden diyorum kalbime yakın gün batımına, “Seni seviyorum!” diye. İnsanlar bazen coşkuyla bağırır sevgisini ama genelde ‘Seni seviyorum’lar, fazla ses istemez. Gönül titreşimi yeter…
Titretelim gönülleri…

Reklamlar

Amaç Göze Girmek mi?

Göze girmek için uğraşıp durmaz mı insan?
Tabii ki sen uğraşmazsın yada ben.
Genelde hep onlardır. Pis insanlar. Kendileri olamıyorlar işte. Gözden düşmemek için, gözün görebileceği gibi yaşıyorlar.
Sonra ne oluyor?
Belli gözlere sığmaya çalışan insan toplulukları…
Çok samimiyetle söylüyorum.
Bunları kendime de söylüyorum.
Dikkat edeyim diye de ara ara tekrar ediyorum işte böyle. Süzgeçten geçiriyorum kendimi, “Amaaan boşver” dememe gayretiyle.
Neden istediğimiz gözlere girmeye çalışıyoruz da, bizi isteyen gözlerle yaşamıyoruz?
Neden elimizde olan değil de, olmayana imreniyor, içerleniyoruz?
Kanaatsizlik diyebilir miyiz?
Ondakini de istiyorum da diyebiliriz yada herkesin gözü bende olsun, “Ben!” de diyebiliriz.
Siz ne dersiniz bilmem ama bu soruların içinde cevaplarım var. Siz de cevabınızı verip, halinize bakın. Bakalım yani.
Aslında her insan tek noktaya odaklanarak yaşasa, tek noktada aynılaşsa, birbirlerine aykırı gelmez. Bir olurlar, ayrı düşmezler.
Nedir bu nokta?
Çok dini gelecek cevabım, sıkılmayın ama din dersinden öte, yaşamın özüyle alakalı. Yaşamın özü ise:
‘Allah Rızası’

Düşünün!
Allah rızasını gözeterek yaşayan insan topluluğunu. Nasıl olur?
Gerçek bir rızayı gözeten insanların birliği nasıl olur?
Elbette ki, gerçek olur. İçten olur ve güven doludur. Çünkü nefse hizmet yoktur. Hakka hizmet vardır!
Vesselam…
Dur dur!
Bitirecektim ama birşey daha var.
Birşeyler yaparken birilerinden çekiniyoruz ya. Anadan babadan korkanlar da yok değil. O ne der bu ne der diye halimize hareketimize dikkat ediyoruz. Yalnızken ise tabiri caizse her haltı yiyoruz.
Peki bir sorayım!
Ama inanan insanlara. Diğerlerine deli saçması gelebilir.
Peki Allah görmüyor mu be?
Şu soruyu kendime sorunca, inanıyorum dediğim ve bu yolda yaşadığım için içime öküz oturuyor.
Oturuyor değil mi?
Otursun. Öküz iyidir.
Selametle…

Menekşe Olsam, Yenmek İsterdim…

Evlat, Adam’a döndü ve ağzında yayılan menekşe tadı tazeyken bir soru sordu:
“Baba! Çok güzelmiş tadı. Çok şükür yaratana. Böyle güzelliği tattırmaya vesile olana da. Peki sen Menekşe olsan, yenmek ister miydin?”
Tebessümle karşıladı soruyu Adam, kuzinenin üzerinde bakır tavada pekmeze kattığı menekşelerden yaptığı pestili, komar ağacından oyduğu kaşıkla karıştırırken. Ağzında da bir avuç menekşe çiçeğini çiğneyerek sonuna gelmişti artık. Yuttuktan sonra, “Mmm…” diye inledi ve evladına dönerek devam etti:
“Sen bunu tattığında yüzündeki ifadeyi gördüm. Minicik çiçekten aldığın devasa bir ifade. Sonunda ise dilinde şükür vardı Evlat. Senin dilinde o şükür olacaksa ben hergün menekşe olayım. Sen de beni hergün o güzel ifadenle ve dilinde şükrünle ye beni. Hayattaki anlamın, kendini kendine saklamanla artmaz. Anlamın ancak, Yaradan’a hizmetle artar. O menekşe seni Yaradan’ına yakınlaştıran ve Yaradan’ını andıran bir vesile olduğundan emin ol memnundur. Ben de memnun olurdum.
İşte sana ders!
Yaşamını kendine saklama. Donanımlarını faydalanacak insanlarla paylaş. Paylaş ki, iyi olan çoğalsın. Doğru olan artsın. Emi evladım!”
diyerek gözleri parıldayan evladının başını okşadı ve kaşığı ona verdi. Evlat da ilk menekşe pestilini yapmaya başladı. Deneyimleri arttıkça fikirleri de çoğalıyordu. Adam bunları gördükçe hem kendine ders çıkarıyor hem de evladının birey olarak güçlenişine gönül rahatlığı duyuyordu…
Evlat karıştırırken seslendi Adam yine:
“Biliyor musun? Annenin bana olan etkisi de böyle”
“Nasıl yani baba? Kokusu ve tadı mı?”
Adam gülerek safça soran evladına,
“Hayır evlat! Onun hayatımdaki varlığı bir yana, bir kenarda oturup dursa ben izlesem onu, gönlümde ferah bir şükür, yüzümde huzurlu ve dingin tebessüm. Onun soluk alışında da bana şükür var. Ara ara “Allah! Sen büyüksün!” deyişleri yok mu…
Onu bana hatırlattığı için seviyorum”
“Neyi Baba?”
“Bizleri Yaradan’ı…”
Anlayan simasıyla ve babasının annesine olan sevdasının güveniyle karıştırmaya devam etti çocuk.
“Peki sen annenle nasıl tanıştığımı biliyor musun?”
Gözleri parıldadı yeni hikaye geliyor diye, “Hayır!” dedi.
Gülerek, “Onu da başka zamana. Hadi sen karıştırmaya devam” diyerek göz kırptı evladının sırtını sıvazlayarak…

Unutulmaz Anlar

Uzun zaman oldu, durup seyetmeyeli, uzun uzun…
“Nedir seni bundan alıkoyan?” dedi Adam’a.
“Günlük yapılması gerenkenler” diye genelleyici bir cevap verdi Adam da.
“Hayat böyle geçer mi?” dedi.
“Başka türlü geçmez” diye karşılık verdi.
“Peki memnun musun?” diye sordu Adam’a.
Derin bir soluk aldı, diyafram ve ciğere, aldığı akşam üstü kokularını da tadarak…
“Asıl tüm anları yaratan benden memnun mu acaba(?) Yoksa ben memnunum tabi. Olmayana değil olana odaklanınca…”
Cümlesinin sonunda kalan soluğu da yavaşça verdi göğe bakarak…
-Her ne kadar uzun imkanlar bulunmasa da keyfe, o imkansızlıklar içinde alınan bir göz açıp kapama süreçlerinin verdiği keyif, ‘Unutulmaz Anlar’ olarak hatırlanacağı günleri bekliyor…-

Birbirini Seven İnsanların Sevgisini Yok Edecek Asıl Unsur!

Allah için birbirini seven insanların sevgilerini yok edecek tek unsur vardır!

O da,  ‘Allah’tan uzaklaşmaktır‘.

Gayrisi manasız, anlamsızdır.

Tek gerçek, birlikteliğin Allah için yapılmasıdır.. ki o birliktelik hakettiği değeri bulsun ve sonsuza yürüsün…

Peki nedir; “Allah İçin” ?

Allah için sevdiğin insan, sana baktığında Allah’ı hatırlatmalı. Mesela baktığında gördüğüne şükretmen gibi.

O insanla konuştuğunda dilinizden dökülenler hayır olmalı, yine Allah’a yönelmeli.

Birbirine yaptığın fedakarlıkların karşılığını birbirinden beklememeli. Fedakarlık yapılmalı ve karşılık Allah’tan beklenmeli. Allah, tüm canlıları sana karşılık vermek için vesile kılar. Bu canlı sevdiğin insan da olabilir…

Birbirine bakarken sömürü duygusu yeşermemeli. Allah’ın bize merhametle bakışına özenilmeli…

Deliler gibi, körkütük aşkla sevilmeli Allah! O’nun yarattıklarına olan sevda da, O’na olan sevdadan ötürü olmalı. Ancak şunu unutmamalı. Tek kaybedilmemesi gereken sevgi ve ilgi Allah’ın ki. Herşeyi yaratanın sevgi ve ilgisi, yaratılana duyduğun sevgi ve ilgiden uçsuz ve sonsuzdur. Sanma ki, bu dünyada birşeyi sevemeyeceğim. 

Seveceksin!

Ama Allah için seveceksin. Hamd ile, sabır ile, fedakarlık ile…

İşte tüm bunları kaybetmezsen, karşına istediğin değil, hak ettiğin gelince; onu sonsuza kadar kaybetmezsin Evvel Allah. Yeter ki niyetin, bahsini ettiğim olsun…

Önce Can, Sonra Cânan Değil mi? Yoksa Yanlış mıyım?

Hayatının her sürecinde güçlü olmaya ve çevrendekileri güçlü kılmaya çalışsan da; çevrende güç vermek istediğin insanlar bunu istemedikçe, kendilerine acımayı bırakmadıkça, görmeleri gerekeni görmedikleri sürece bu mümkün olmayacaktır. Buna üzüleceksin elbet. İyi bir seçenek ve bu seçeneğe giderken destek olacak biri varken bir sürü kuruntulu nedenlerle aksi istikamete mahkum bırakmak kendini…

Ne yapacaksın peki sen?

Onunla beraber kalıp aksi yöne mahkum mu kalacaksın?

Bir seçenek elbet. Ancak seçimler doğru olana, Hak olana gitmedikçe yaşam ilerlemez. Zaman nasıl ilerliyorsa yaşam da ilerlemeli. O halde mahkumiyeti seven insanı bırakıp yola devam etmeli. O yolda güçlenip, mahkumlara dua etmeli. Çünkü sen güçlü olmadıkça, sen mutlu olmadıkça, sen iyi olmadıkça kimseye faydan olmayacak. Önce canını iyi edesin. Sonra gelir cananın derdi…