Papatyalara baktı güzel kadın ve… (4. Bölüm: Sarıl..!)


“Hiç istifini bozmadı.. ben de öyle…

O, göğsümde, duyduğum huzuru kokluyordu; ben ise sağ omuzundan arkasına aldığım örgüsünü tek tek çözerken her boğumundan çıkan papatyadaki onu ve vadiden gelen günün sürpüntüsünü…

Örgülerini çözdüm…

Çözüşüm masaj gibi mi geldi bilmiyorum, soluğu uyur gibiydi. Sakinliği belli. O da severdi ben gibi, saçıyla oynamasını…

Hafif hafif, başının tepesinden sırtına doğru sallaya sallaya açtığım saçları kabardı.

Akşam çisesi bastırmıştı. Yükselen basınçla kokular daha da belirginleşmişti. Hemen çenemin altındaki başından da o koku yükseliyordu. Tenimin uyduğu o koku.. ten uyumu…

Sol göğsüme yaslanan başı hiç istifini bozmuyordu. Sağ ve sol kürek kemiğimdeki avuçları, belime inmiş, parmaklarını birbirine kenetlemişti. Yerini sağlama almıştı…

Birbirimize dayanmıştık. Birbirini destekleyen ama güç kullanmadan ayakta duran bedenler.. ayaktalar…”

O sıra Adam, vadide yanan ilk hanenin ışığına gözleri dalmış, zihninde kıymete değer bir güne gitmişti:

“Burayı temizleyelim de, papatya dikelim. Su içerken kokuları vurur burnumuza, belki her orada bulunduğumuzda, evladın başını okşar gibi, birer avuç su serperiz diplerine.. ihtiyacı olmasa da, varlığımızın kanıtı olarak…

Hem, sen vadiyi izlerken onlara da bakarsın.. seversin güzeli, güzel görmeyi, bakmayı…” demişti Kadın, vadiye bakan ve kendi topraklarının üzerinde, su ihtiyacı olanın ihtiyacını karşılasın diye duran musluğun yanındaki çeşitli otlarla çevrili ufak toprak parçasını, gözlerini normalden fazla açarak ve kafasını boynundan hafif bir hareketle ileri götürüp işaretleyici bakışlarla göstererek…

O vadinin, Adam için kıymeti vardı. Her dağa çıktığında, topraklarına ilk ulaştığı yerde onu karşılayan o vadiydi. Önce derinine bakar, derin derin koklar ve yoluna devam ederdi. Kadın bunu, Adam’ın oradaki halindeki farklılığı sezerek anlamıştı. Herşeyi açıkça söylemeye gerek yok çokça. Hislerine kavuşan, hisseder…

Kadın’ın da içinden, papatya dikmek gelmişti. Aslında içinden gelmesi de ayrı bir hikaye!

-Adam, papatya görünce; minik ellerinde annesinin gülen gözlerine uzanan papatyaları görüyordu.. ve dahası tabii bu hikayede…-

Kadın da düşünmüştü ki: “Huzuru bol olsun…”

Adam, “Bana yardım et de, beraber dikelim!” dedi Kadın’a. Anısı olan şeyleri severdi Adam. Papatya isteğinin nedenini anlamış, bu huzurlu anıya Kadın’ı da dahil etmişti…

Kadın, resim çizmeyi severdi ve çokça da çizerdi. Daha önceleri derin bir zihinden, hayal gücünün ötesinden berisinden çizerdi. Bir zaman geldi işte, Adam’la yolları kesişti, O’nu yaşadı. Yaşayınca, en güzel kurgunun yaşadıkları hayat olduğunu O da hissetti, inandı…

Adam’dan beri en güzel kurgu, yaşadığı hayattı.. O’na dokunan hayatlardı…

O gün de yaptıklarını; Adam’ın O’nun için yaptığı, vadiyi seyrederken çizim yapabileceği, kendinin de hemen yanında el işleriyle uğraşabileceği camekan atölyede çizimine yansıtacaktı. Etkilendiği her anda yaptığı gibi…

O gün de yansıtacağı aslında, aralarındaki en büyük bağdı. İkisinin de elleri topraktı. Aralarındaki bağı sağlayan, özün parçasındandı.Toğrağa dokunmak, birbirlerine dokunmaktı…

Adam, toprağın üzerindeki çeşitli otları temizliyordu. Bir yandan da tanıdıklarını Kadın’a anlatıyordu…

Kadın da, narin ve hafif pembe rengi avuç içlerini önce toprağa değdirdi.. bir ürperdi, akışı hissetti. İstemsizdi tabi başını göğe kaldırması ve olduğu andan bir an için sıyrılması.. artık bağlanmıştı.. artık birbirlerine özden dokunmuşlardı, hakikatin ürpertisiyle…

-Bu dokunuş aslında bir başlangıçtı. Yılların nasıl geçtiğini anlamadığı bir günde, işin yorgunluğuyla dinlenirken avuçlarındaki o narinliğin yok olduğunu farkettiğinde aldırış etmemişti. Hala o narin avuçların içini öpen bir Adam vardı hayatında. Narin Adam.. toprak kokan elleri severdi. Sevgisini ise göstermekten geri durmazdı…-

Sonrasında parmak uçları, Adam’ınkileri taklit ediyor, otları temizliyordu. Bildik bir iş gibiydi. Ardından Adam, elinde kazmayla, toprağın dibini üstüne, üstünü dibine getirdi. Tabirle, pamuk hâline büründürdü. Dikmek için en güzel hâle…

Sonra, Kadın’ı yanına aldı ve düştüler yola. Adam’ın hemen sol arka çaprazında, hafif bir uzaklıktan takip ediyordu. Adam, bir yandan çevrede anımsadıklarını ve onlarla olan yaşanmışlıklarını anlatıyordu. Bu süreç, hızlı çekim ama çok şeyi anlatan bir kısa film gibiydi…

Etrafta gördükleri papatya türlerini köklerinden koparıp alıyorlardı.. çeşit çeşit…

Bir ara Adam, sadece kendi soluğuyla başbaşa kaldığını hissettiğinde, çömeldiği yerde arkasına döndü.

Kadın, sessizce elini uzatmış ve uzaktan Adam’ın yüzünü kapatıyordu. Adam, bu duruma tebessüm ederek anlamaya çalıştı ve “Ne oldu?” diye sordu. Kadın ise esprili bir ağızla, “Işığın gözümü alıyor” dedi, ardından avucunun içi Adam’a dönük elini indirdi, gerçekten ışıktan kamaşmış gibi gözlerini kısarak…

Sonra ise, O’na en yakışanı yaptı. Koca koca güldü, gözleri her gülüşünde olduğu gibi kısıldı, gülüşünün hatırası olacak göz kenarındaki kırışıklıklar da belirginleşti. Adam, olduğu yerden huzurla sevdi Kadın’ı.. çok sevdi. Adam’da ki koca bir kahkaha değildi.

Nasıl desem..?

Hani şükür ettiren birşeylerle devamlı karşılaşırız ya; farkedebilirsek tabi; aynı ona olan tebessümle yaklaştı Kadın’ın varlığına. Gözleri hafif dolu, mutlu ve huzurlu bakış birlikteliğiyle.. kısa süre de olsa gözleri göğe kayarak…

Her ikisi de, tebessümlerini yitirmeden, ellerinde çeşitli papatyalarıyla girdiler dönüş yoluna. Etraflarını dokunarak izlemeye devam ediyorlardı, gözler fıldır fıldır, arayış içinde tabii…

Suyun yanına geldiklerinde Kadın, açtı kollarını ve gün batımının son kendine has renk tonlarını yanına alan vadiye doğru, saçları rüzgarda hafifçe sola doğru salınırken ve Adam’ın solundaki varlığının da hissiyle, “Kainata bak! Sanatı başka yerde arama!” diyerek sarıldı dağlara, vadiye, dünyaya; tüm aleme, sadece kendi duyabileceği bir ses tonuyla…

O’nu bulan neyi kaybetmiştir ki, değil mi..?

“Dikelim artık!”

Adam, seslenişini hemen aldırış eden Kadın’a bir kaç tanesini dikerek, nasıl dikileceğini göstedi. Gerisi Kadın’a aitti…

-Adam da birini iş yaparken seyretmeyi çok severdi. Sanki seyrederken kendi yapıyormuş gibi olurdu. Öyle tatlı bir hissiyat…-

Öylece geçti karşısına ve Kadın’ın işleyişini izledi. Her dikişinde Adam’ın gözlerine bakarak aldığı onayla daha da tecrübe kazandı. Elleri yatkınlaştı. Bunu görmek güzeldi…

Her dikişi severek oldu.. Adam da sevdi her dikişini ve bitti işi. Ellerini burnuna götürdü. Kokladığında gayri ihtiyari gözleri kapandı; başı, koklarken ki yukarı kalkışı yerine getirdi ve bir ürperme aldı tenini. İçten geldi ve sardı. İşte hissetmenin özüne değindi. Ürperdi.. O’na dokundu.. ellerindeki toprakla ve kokusuyla…

Koklarken tat alan tebessümü Adam’a da uzattı. Avucunu burnuna dayadı. Toprakla Kadın’ı kokladı. Unutamayacağı ilk koku.. hep anımsayacağı ve anımsatacağı. Toprakla fazlaca haşır neşir olan Adam, Kadın’ı her an anımsatacak ânı yaşamıştı işte…

Kadın, avucu Adam’ın yüzündeki hali, zihnine huzurla kaydetti. Bu ânı, resmedilecek en güzel kurguyu, hisli temâsı…

Adam’ın dalmış gözlerini ve zihnini geri getiren avuç içi oldu. Hissetmiş gibi Kadın, içinden geldiği gibi sağ elinin avuç içini dayamıştı Adam’ın burnuna. Adam, tek, derin ve uzun solukla, iç çekerek kokladı ve sevdiği o yeri.. ve yine severek öptü. Göğsünde hiç istifini bozmayan Kadın’ın avucuna gelen öpücükle yüzünde beliren mesajı alır tebessümünü Adam, yine göğsündeki o güzel gülüşe ulaşan yüz kaslarının hareketliliğinden anlamıştı.

Kadın, Adam’ın burnundan çektiği avucunu da alarak her iki avucuyla sırtından yukarıya kürek kemiğine doğru yollandı, kendine daha da yakınlaştırdı Adam’ı ve..

“Sarıl..!” diye mırıldandı yarım ağızla…

Adam ise, doladığı kollarının istifini bozmadan, daha da göğsüne bastırarak, çenesinin altında göğsüne yaslanmış kulağına söylendi, Kadın’ın duyunca güven ve güç hissedeceği bir ses tonuyla: “Hiç bırakmadım ki..!”

Kamer AYGÜN

Reklamlar

Bir Vesile Daha: “Darbe Girişimi”

​Neler yaşadık?

Ne yaşamadık ki?

Bunları bir de ben dillendirince ne halkın duyarlısı olacağım, ne de birşeyler çözülecek!

Ama içim kaynıyor. Olayların sıcak yaşantısı buna sebep. Uzakta değil, tam da içinde…

En başından şu âna kadar, pek çoğuna vâkıf olduğum sürecin olmadığım kısmını dillendiremem. Çünkü duyduğuma inanmam, gördüğümün yarısına inanırım, yaşadığımın ise tamamına…

Yarısından bahsedecek çok şeyim var. Bir kanıt sunup inandırmak için değil, sadece konuşmaya ihtiyaç duydum…

Yaşananlar, süreci ve sonuçları.. bunların gerçekliğinin sorgulanması ve tam tersi gerçek olduğunun bağrılması.. sürecin gerçekleşme aşamaları, gerçekleşirken şahit olunanlar, sonuçları; göğüs kabartısı ve yürek burkuntusu…

Hiçbirşeyden haberi olmayan insanlar, fazlasıyla haberi olanlar.. bilerek ve isteyerek zarar verenler, bilmediğinden geri durup teslim olanlar.. tüm bunların ağır sonuçları ve yürek ferahlatmaya destek çıkarımları…

Herşeyin düzmece olduğu iddiaları, fazlasıyla gerçek yaşanılanlar, fazlasıyla yalan yayılan haberler(!), bunlara inanan insanlar ve akabinde dünyaları kurtaracak söylemleri(!)

Ben, o helikopterden inen mermilerin hedefinde değildim. Ancak o mermilerin isabet ettiği insanların kanına şahitlik ettim. Yaşamadım ama gördüm. Benim için inanma oranı yüksek. Okumadım yada duymadım.. gördüm ve hissettim…

Yan komşumun 3 arkadaşı boğaz köprüsünde vefat etti. Tankların insanların üzerinden geçerek ilerlediğini de aramızdaki konuşmada dillendirdi. Boğaz köprüsündeki askerlerin gördüğü muamelenin nedenini az çok gözlerinden görebiliyordum. Morali bozuktu, moralimiz bozuk. Bu denilenlere inanılmayabilir. İnanılsın diye de değil. Bulunduğumuz ortamın psikolojisi bu ve verilen tepkilerin ölçüsünü de bu psikolojiyle ayarlayan insanları da düşünelim ve dahası tabi…

Tüm dahası olayların üzerine gerçekliği sorgulanacak ve kanıt sunulamayacak onca haber yayılıyor. Bunlara inanılıyor ve tavır alınıyor. Karşı beri geçiliyor yada yandaş oluyor. Yine bir taraf olmaya zorlanıyor…

Hepsi bir yanda olsun. En gerçeğine gelelim. Vefat eden o insanlar! Gerçekten hayatları bu dünya için son buldu. Bunu nedensiz yaşamadılar. İnandık ve sonuçları onlara daha fazla etki etti.. ama o anlık. Sonuçlar devam ediyor. Geride kalanlar için sonuçlar daha da etkili!

Düşünsene!

Günlük yaşamının seyrindesin. Akşam oluyor ve bir haber geliyor. Sonra buna karşı geliyorsun ve hayatın ummadığın ama göze aldığın şekilde son buluyor. Birşey biliyorum ve ona inanarak yaşıyorum: “Bir insanın ölümü, doğduğu gün yazılmıştır”

O vefat edenlerin yazılmışlığı bu günde miydi?

Bana göre öyleydi. Bir hiç uğruna mı?

Hiç birşey nedensiz değildir. Asıl bundan sonra başladı…

Birşeyler değişsin istendi, sonra büyük bir taraf bunu istemedi, karşı çıktı ve değişmesini istemediği kısım değişmedi ama.. ama çok şey değişti…

Daha önce bunu dillendirsek, hayal gibi kalır ve çok da gözde büyütülmezdi.

Yaşanınca öyle değil ama…

İşte yaşananlarla değişenler var! Hani nedensiz değil ya yaşananlar.. işte çıkarılacak bir sürü nedenler:

Devamlı dillenen kısımlara değinmeyeceğim. Değişimin başladığı yapı taşına geleceğim, toplumun yapı taşına, bana!

Neleri değiştireceğim peki?

Nedir yapmam gereken?

Bu dünyadaki görevlerini tamamlayıp, birçok ders veren, yok olan hayatların etkisiyle neler değişecek?

Zaten yapmaya çalıştığım pek çok şey

●İnsani değerlerimde asli iyileştirme,

●Aklı başında ve doğru kararlar verecek sağlam bir bilinç,

●Tam desteklenmiş doğru inanç,

●En yüksek potansiyelde bir donanım,

●Birlik beraberliğe her an hazır bir iletişim,

●Güçlü ve ılımlı bir psikoloji,

●Yeri geldiğinde, gelen o kudretli gücü, doğru kullandıracak bir sakinlik,

●Duyduklarıyla değil, gördüğüyle ve yaşadıklarıyla orantılı karar verme gücü,

●Çözümsüz sözler, konuşmalar değil; çözümlü uygulamalar sağlayacak destekli davranışlar,

●Ayrım yapmayan ama doğru ayrımı da kaçırmayan bir bilinç,

●Üzüntüsünü yaşayan ancak üzüntüyle yok olmayan, daha güçlü ayaklanan ve daha iyiye ulaşmaya gayreti olan daimi kudrete kavuşan ve bu kudreti bırakmamak için gayret gösteren,

●Her ne olursa olsun, herşeyin zamanı geldiği için yaşandığını bilen ve bunları göz ardı etmeden, her an yok olabileceği bilinciyle yaşamını süren bir insan olmam gerekmiyor mu?

Bir an için yaşananlara ve sonuçlarına daldım. Kendime baktığımda bu durgun ve solgun halimin beni yok edeceğini hissettim. Ama yok olmadım. Benim yok olma zamanım değildi. Bu bilince ulaşmamın da vakti vardı ve geldi…

Göz ardı edilemeyecek yaşantılara şahitlik etsem de onlarla kalamazdım. Yaşananlar bir değişim içindi. Gelen düşünceler de öyle.. ve değişim başladı…

Rahmetle anacağım o insanlar, kızgınlığımı körükleyecek diğer insanlar, bir çok algı yaratarak önce kendini sonra ortalığı velveleye veren diğer insanlar.. işte tüm bunların bana olan etkisiyle olduğum yerde kalmayacağım. Bunları kalmam için değil, ilerlemem için yaşadım…

İçimde burukluk, kızgınlık, şaşkınlık, öfke, hayret, telaş ve dahasını yaşayarak, ümitle tüm bu olanların dersine vakıf olarak ilerlemem ve değişen toplumun sağlam bir yapı taşı olmam gerektiğini düşündüm. Ben iyiysem herkes iyi olabilir. Ben iyi olmazsam, herkese hiçbir faydam da olmaz!

Geri getiremeyeceğim pek çok şey var. Benim elimden, hatta kimsenin elinden gelmeyen şeyler. Tüm bunların devamlı içine girip, çıkmazlarda çıkış aramamın yanlış olduğunu düşünerek, geri gelmeyecek olan geçmişi kabullenip, doğru olan bilince bir an önce kavuşarak, yaşanılanların his, deneyim ve tecrübesine dayanarak ilerlemeliyim. Unutmayacağım ama içine de kendimi gömüp kalmayacağım. Değişime en doğru katkıyı vermek için, kendimle başlıyorum. Bunca yaşanılanın verdiği hisler, duygular ve bakışlar nedensiz değil. Bunları irdeleyecek ve yaşayarak dillendirmeye çalışacağım. Yani değişimimi sözde bırakmayacak, elimden ve gönlümden geldikçe yaşatacağım. Gözlerimin ve gönlümün dolarak yaşadığım bu topraklarımı seviyorum ve bu toprakları iyi etmek için de, atmam gereken adımların en sağlam olması gerektiğine inanıyorum. Bunca zaman bir faydası olsun diye çaba gösterdim, paylaşarak. Bunun etkilerine de şahit oldum. Bu etkiyi arttırmak ve gelişimimin bir fayda sağlaması için elimden ve gönlümden gelenleri yapmaya devam edeceğim. Her türlü desteğe ihtiyacım var ve  her türlü desteği vermek için de bir çabam var. Çünkü biz toplumuz. Biz birlikte varız ve birlikte yok olacağız. İlerlememiz de birliğimizle. En doğru ilerleyişe ortak olmak için, birliğimiz ve desteğimiz daim olsun…

Tüm bu süreçte yaşananlar bir oyun dahi olsa, gerçek olan birşey var!

“BİZ GERÇEKTEN BİR OLABİLDİK!”

İşte inancımı destekleyen bu güç!

Ümidimi destekleyen büyük güç!

Bu bir oyun dahi olsa(ki bu sadece bir misal), oyuna verilen karşılık gerçekti. Biz gerçektik. Bu millet gerçekti!

Tüm birliğimiz daim olsun!

Sözde kalmasın diye çabamı, bu birliği sağlayacak unsurlara yönelterek ve önce kendimi, sonra da çevremi geliştirerek göstereceğim. Ben değişince, biz de değişeceğiz!

Değişimimiz hayır olsun ve yolu açık olsun…