Ekin Ekmek, Çocuk Yapmaya Benzer…(Tabiatın İnsan Hayatına Örnek Teşkili)

Reklamlar

Yaşıyordu Ömer…

image

     Sakince oturuyordu. Etrafında onunla konuşanlar…

     Hikayesi vardı elbet, o küçük boyların kendine büyük hikayesi. Bildiği kadarını anlatabileceği, en güzel yanın da içinden geldiği gibi anlatabileceği, baskısız, sınırsız…

     Yüzünü görmeden geçtim arkasına oturdum. Açıkta olan ensesinden içten, öptüm. Fotoğraf çekilirken bir anda kadraja dahil olunca çekildi fotoğraf da…

     Ellerini gördüm. Yer yer pütür pütür, hafif karartılı. Ellerimi gösterdim ona. Yer yer pütürlü. “Bak bunlar çalışan eller!” dedim.. derken ki hislerim…
Önceleri böyle değildim. Bilmezdim. Ama şimdi bildiğim ve hissettiğim birşeyler var. Her uzvumun yaşadığını bilmek…
Ellerimde, kollarımda, vücudumun diğer noktalarındaki izler, çizikler, yaralar.. bunlar bana yaşadığımı bildiriyor…

     Geçtiğimiz günlerde limonata yaparken baş parmağımın üstünü rendelemiştim. O yaranın her sızısı, bana o günü ve o gündekileri hatırlatıyor. Şimdi kapandı. Geçiyor ama o kadar hatırlattı ki, geçse de o günün tadını unutmam herhalde…

     Ömer’in elleri de yaşıyordu. O küçük elleri, yaylada ailesine yardım ediyordu. Çok da düşünceliydi. Küçük adam.. derdimi anlatsam derman da olurdu, kim bilir…

     Son bir güzel başından kokladım. Ben kokuyu pek unutamam. Onu da unutmak istemedim…

     Ona son dediğim ise, etrafında öpmek isteyen ablalarına karşı, “Öptürme Ömer! Kendini sakla’ idi… 😆

Ağaç Kovuğundan: “Torf Toprağı”

image

Elimde çiğ köfte gibi sıkılmış olan, bir çeşit toprak. Bu toprağı topladığım yer ise önemli!

Uzun zaman önce seyrek bir şekilde kesilmiş ağaçların olduğu ve uzun zamandır el değmemiş ormanda bir işimizi hallederken, dayımın geçmiş tecrübelerinden bir alıntı vermesi üzerine, uzun zaman önce kesilmiş kiraz ağacının içinde karıncaların uzun uğraşları sonucunda kurdukları yuvalarından dışarıya attıkları bu toprağa dokunmuş oldum. Ağacın içinde de, dışında da vardı. Avucumda sıktığımda şeklini alıyor ama kalıcılık sağlamıyordu. Dayımın aktardığına göre bu toprak oldukça kıymetliymiş. Çünkü böylesi bir toprağı kaç ağacın içinden toplayabilirsin ki?

Suyu tutması, bitkinin hava almasını sağlaması üzerine saksı bitkilerinde oldukça verimle kullanılmasından yada sebze, meyve tohumlarını fideye çevirmek için kullanışlılığından bahsediyor dayım…

Üç ağaçtan toplayıp aldığım bu toprakta deneme yapmak için biraz fesleğen, biraz menengiç, biraz da Jalapenio biberi ektim. İlerleyen süreçte sonuca bakacağım…

Toprağı topladıktan sonra bir süre güneşte bekletmiştim, diğer işlerimi hallederken. Sonrasında toprağı elime aldığımda tümünde yüksek bir sıcaklık vardı. Elimi daldırdım ve harika bir el terapisi gördüm…

Sonrasında bu toprağın, Torf Toprağı olduğu aktarımını da aldım bir başkasından. Araştırdığımda da, bu toprağın daha çok göl yataklarından yada bataklıklardan çıktığını okusam da, faydası itibariyle aynı etkileri göstermektedir.

Yani avucumda büyük heyecanla tuttuğum bu toprak, küçük canlıların yüksek uğraşlarıyla oluşturduğu oldukça verimli bir mahsül…

Ne diyeyim? Bilmediğimiz o kadar değer var ki, bir tanesine daha dokunuca heyecandan aldığım hallerimi sever oldum. Sevilmeyecek gibi de değil hani…

Sevgiyle ve İlgiyle Kalın..!

Küçük Bir Hayat Sonu Dersi: “Karınca”

image

     Bir damla çam reçinesi ve son bulam hayat, Karınca…

     Nerede ve nasıl yok olacağımızı bilemeyiz. Karınca da bilmiyordu. Olağan besin arayışındayken ya üzerine düştü, ya ayakları dokundu, yada o üzerine düştü.

     Sonuçta bir garantiyle yaşamıyordu o karınca da. Yarına sözleşme yapmamış, garanti belgesi de yok.

     Nasıl ki, elinde olmadan doğdu, yine elinde olmadan öldü. Buna denk geldiğim için memnunum. Bana ölümün yaşla, başla yada yaşamla olmadığını gösteriyor. Tek değişmeyecek olanın ölüm olduğunu gösteriyor. Nerde ve nasıl olacağını bilemeyeceğimizi gösteriyor. Her an hazı olmamız gereken şekilde yaşamamız gerektiğini gösteriyor.. gösteriyor da gösteriyor…

Bir Günü, Nasıl Anlamlandırırsınız?

7.19’da uyanıklığım, kendine geldi. Ardından, yağan yağmurun etkisiyle üzerine 3 saat uykuyla güne başlangıcı erteledim. Uyandığımda yağmur dinmişti. Yağmur dinmesinin bir anlamı var…

Kırsalın yağmuru geldiğinde, istirahat de peşinden gelir. Buna ilahi yönetilme diyebiliriz. Mesela bir işimiz var topraklarda ama yağmur yağdığında yapamıyorsak, “Yapılmasının zamanı gelmedi” deyip, takdire bırakıyoruz. Bu gönül rahatlığı da kolay yaşanmıyor. Ama kabullenirsen herşey kolaylaşıyor. Sadece işleyen düzene direnmeden kabullen. Gerisi ise gelen fırsatları değerlendirecek farkındalığı yakalamana kalıyor…

Günün diğer yarısı toprağa dokunarak geçti. Ne de olsa yağmur durmuştu. Bir fırsat gelmişti ve değerlendirilmeliydi. Değerlendirmediğinde, ardından gelenilecek bir işleyişin ertelemesine de hazır olmak gerekir. Anlayacağınız, gelen fırsat varsa değerlendirin. Eğer çaba yoksa, nasibi bekleyecek yüz de olmaz…

İş bitti. Bir süre, günün batışa gidişini seyrederek keyfini de aldım.

image

Gün içinde beslendim, çalışarak vücudumun hareketini sağladım yani sporumu da yaptım.

Ailemle ve komşularımla, gerek sosyal ağlardan irtibat kuranlarla diyaloglar yaşadım, genel tabiri sosyalleştim.

Sonra çalışırken durup manzarayı izledim. Keyfini de sürdüm.

Bir işi uzun süre yaptım. İş bölümü ve uzmanlaşma alanına girecek bir aktivitede bulundum. Denedim, tecrübe ettim, öğrendim.

Çalışırken hayaller kurdum. Zihnimi canlandırdım bir o kadar da ferahlattım.
Dinginleştim…

Bunların bir çoğunu yapabilmek için fazladan zaman ve imkan harcayacakken, bu yaptıklarım oldu bir yaşam.

Bu yaşam yüzyıllarca yaşandı. Şimdi farklı gelmesinin nedeni ise bize unutturulanlar. Sanki daha önce ben yaşamışım gibi hatırlar vaziyetim, işte bu vaziyetim beni bağlıyor yaşamıma. Hiçbirşeyi silmeden, hatırlayarak yaşamak mı denir buna?

Ya da ismini bir başkası koysun, bir başkası kalıplara koysun.Yaşadığımın uçsuzluğunun sınırını ben koyamıyorum. Şu an sadece yaşıyorum…

Yaşanılan hayat, her ne imkan veriyorsa, bunun anlamsızlığını anlamlandırmak bizim elimizde. Herkesin de kattığı anlam kendine.
Anlamımız bol olsun!
Sevgiyle kalın…

Çocuğun Topraklı Ellerini Dinleyin!

image

“Dur!” dedi çocuk ve devam etti:

     “Ellerime bulaşmış topraklarımla ve sinmiş toprak kokumla, gönül rahatlığıyla bir olmama engel olma!
Atalarımın yeteri kadar akıttığı kanla bütün bu topraklara, daha falza kan bulaştırma!

     Her ne olursa olsun, ellerimin değmeye alışkın olduğu ruhlu topraklara kan akıtmaktan korktuğumu da sanma!
Çünkü kalleşçe akıttığın o kan, korkudan. Ama benim korkum yok akan kandan. Akan kan, yeter ki olsun Yaradan’dan…

     Toprağa dokunan insan bilir, toprağı toprak yapan kandır. Bedenimin aitlik hissettiği bu toprağa girmekle, bir yabancılık çekmem.

     Bunu unutma!

     Benim girmekle yabancılık çekmeyeceğim bu topraklardan korkunda, benim teslim olmuş rahatlığımdan. Tüm bu kargaşan, işte tam da bundan…

     Topraklarım, bu ellerimle karışlandıkça anlam bulacak. Topraklarımı ve bu günlere gelene kadar katılan ruhları tanıdıkça anlam bulacak…

     Ben, sözle ilerlenmeyeceğini bilirim.
     Ben, ellerimi kirletmem gerektiğini de bilirim.

      Herşeyi yoluna girmesi için, ne olursa olsun yılmadan; tükenmeden; inanarak, tıpkı toprağıma koku veren atalarım gibi; tüm gücümü, bu günüme tüketmem gerektiğini de biliyorum.

     Hissediyorum…
     Hissettikçe yoluma girdiğimi hissediyorum….

     Benimle ve benim gibi ellerini kirletmeye; korkmadan, gönül rahatlığıyla hazır olanlarla, topraklarımın ruhuna ruh katılacak, hissediyorum. Artan ruhla da bu topraklar sonsuza dek korunacak…

     Şimdi inanalım ve sadece kendi hayatımıza odaklanalım. Çevre hayatlara boş konuşmak yerine, kendi hayatlarımızdan başlayalım doldurmaya. Hayatlarımız doldukça taşacak ve çevremize de yarayacak. İşte doğal döngü böyle başlayacak…” dedi çocuk, “Dur!” tepkisinin ardından…

     Farkında olan her insana, durmadan yada kalmadan ilerlesin diye güç olmak için, belirtti içinden geçip gitmeyenleri…

     Geçen zamanda nerede ve nasıl olmak istediğiniz sizinle ve tercihinizle ilgili. Söz sahibi olmak için önce elleri kirletmeli. Yani, taşın altına bu eller girmeli. Ama herşeyin yolunda gitmesi için önce kendi hayatının taşlarının altına girmeli…

(Herkesin üzerine düşeni, vazgeçmeden ve her zaman üzerine dahasını koyarak yaparak, bugüne ve geleceğe sağlam adımları adına…)

Örümcek Kozası ve Toplum Sorunları

Elbet bir yerden başlar yaşam…
Biraz yorum katarak devam edelim. Sizler de hislerinizi ve yorumunuzu katarsanız, dünyalarımız bir yerde kavuşur diye düşündüğümden ve sadece sözde kalmasın diye de devamını getiriyorum ki, lafla peynir gemisinin yürümeyeceğine olan inancımı destekleyeyim…
—–
Kendi hayatımdan:
Misallerle gidelim. Mesela yaşam sürdüğüm dünyada, zaten var olan koca ailemi daha da genişletmek ve gönlümdeki uçsuzluğu yakalamak istiyorum. Bunun için, kendi çekirdek ailemin temeliyle yani bir eşle devam ediyorum. Sonrasında iki kişinin yaşamının sorumluluğunu, tüm toplum yargı ve değerlerine, kültürüme ve çevreden gelen etkilere uydurarak sürmeye çalışıyorum, çalışıyoruz…
En değişken olan çevre unsurlarından misalime devam edeyim. Yaşadığım topraklarda oluşan üzücü, kırıcı, yıpratıcı haberlerin geldiği siyasi, ekonomik ve askeri ve dahası unsurlara kapıldığımı da düşünelim. Toplumumuzda genel durum böyle diye düşünüyorum…
Sonra, bir aile kurmaya olan niyetimi gözden geçiriyorum. Bir adım atmışım, iki kişiyiz. Peki dahasına isteğim, şevkim yada gücüm var mı?
Devamlı değişen bu unsurlara baktığım ve kapıldığımda, bu topluma daha fazla birey neden getireyim diye düşünür gibi oluyorum. Onca sevgiye, çabaya ve bağlılığa rağmen elimden kayıp gidebileceği ihtimalleri çoğalınca, kendimi geri çekiyorum. İçimdekileri baskılıyorum. Çünkü dış etkenler benden daha güçlü. Güçlü olmasının nedeni de benim. Bunun nedeni de, etkenlerin beni kör etmesine ve ele geçirmesine müsade etmem.
Peki, bu düşünce ve hislerle yaşamımı sürersem benim inancımı, kültürümü, bağlılıklarımı, en önemlisi de toprak bütünlüğümü kim koruyacak, kim tamamlayacak?
Bir yok oluşa mı gideceğim yada gideceğiz?
Buna nasıl müdahale edebiliriz?
Uzatmadan içimde büyük yere sahip o cevabı vereyim:
“Etken ne olursa olsun, baskılamayacağım”
Kendimi baskılamayıp, içimdekine yol açacağım. Öncesinde de, kısıtlığımın yok olduğu bebeklik dönemlerime bakıp kendime ders vereceğim. Kendimi özümle terbiye edeceğim…
—–
Gözlem, deneyim ve hislerime dayanarak verdiğim misali burada bitirip, bir başka hayattan örnekle anlatmak istediğimi netleştireyim.
Çoğunlukla yaşamımı sürdüğüm Karadeniz’de, çaylıkların içinde, kışa girmeden görmemin nasip olduğu bu örümcek kozasından bir ders çıkardım.

image

Tüm yaşamım boyunca hissettiğim ama farkında olamadığım birşeydi belki de. Toplumumuzda olan kayıplar ve burukluk veren durumlara itafen çıkardığım dersin farkına varmak şimdiye nasipmiş.
Bu örümcek kozasını, bir örümcek inşa etti. Yaşamını sürdüğü çevrede, çaylıklara müdahale eden onca insana ve belki de farkına varmadan yok ettikleri örümcek yuvalarına, yollarına aldırış etmeden, üzerine düşeni yapmaya devam etmiş bu örümcek. O, neslini, içinde olanı baskılamadan; çoğaltarak, arttırarak devam ettiriyor. Öyle ki, gerekli zamanlarda, doğan yavrularının kendisini yemesine müsade ederek…
Düşündüm de, o örümcek onca dış etkiden elbet etkileniyor. Yıkılsa bile baştan yapıyor. Tüm gücünü, sorgulamadan üzerine düşen bir vazife gibi, yaşamını sürmeye ve yaşatmaya adıyor. O yavrular, yaşamlarına kavuştuklarında ekolojik sistemdeki yerlerini alacak ve süregelen dengeyi korumak için iç güdülerini kısıtlamadan yaşamlarını son anına kadar devam edecekler…
O kozayı yapan örümcek, yuvasını bozan hatta kozasını bozan insanlara sinirlenip, küsüp, lanet ederek çabasını bıraksa.. bunu tüm canlılar devam ettirse ne olacağını az çok tahmin edebiliriz. İnsan haricindeki tüm canlıların muazzam denge sağlama çabasının da yok olduğu bir dünya için, uzayda bir karadelik açılması dahi beklenmez. Yok olur gider…
Bu örümcek kozasından ve oraya inşa ediliş gayesinden çıkarılabilecek ders niteliğindeki öğütleri yaşayalım. İlk başlarda verdiğim misaldeki insan değilim şu anda. Yaşatmak ve yaşamak istediğim kültürüm, toprağım, bağlarım var. Bunun için önce kendimi eğitmeye ve geliştirmeye, çevremdeki bu koza gibi ufak gözüken hayatlara bakarak çabalıyorum.
Hiçbirşey nedensiz değildir!
Nedenler ise farkedenler içindir…