Güzele Güzel Demem, Bu Bendeki Aşk Olmasa…

Köşeme geçerim. Gün ışığının son sürecidir gün batımı…


Güneşin rengi aynıdır. Ancak battığı yerde başkalaşır. Hem kendi hem de etrafı. Aslında kendi farkında değildir bunun. Bu durum onluk değildir. Bu eşsizlik benim durduğum yerle alakalıdır. Benim durduğum ve baktığımda gördüğümle değil sadece. Bakarken kokladığım etraf, etraftaki ses, sesin gelişini çabuklaştıran esintinin tenimdeki hissiyatı…

Güneş tektir ve eşsizdir. Ancak her gün batımını eşsiz yapan benim durduğum yerdir. Durduğum yerde hissettiğimle eşsizdir. O eşsiz süreci sevme nedeni de ondandır. Bana özel ve tamamen benden…

Peki ya insan?

Onları nezdimde eşsiz yapan?

Yine aynı şey mi?

Elbette her biri eşsiz yaratılmış. Ancak onlara, aynı gün batımında olduğu gibi bakışıma sebep olan benim baktığım yerdir. Benim için eşsiz ve değerli olmasına vesile olan, onu yaşarken yaşadığım yerdir.

Kafa karışmasın. Misalle pekişsin…

Köşemde gün batımını seyrederken ve kokladığım havanın etkisiyle olduğum andan başka anlara yollanırken yanda komşumun da aynı değeri yakalamak adına seyre daldığını gördüğümde o insanı tanımasam dahi bakışım ne olacak söyleyeyim:

O insan, bir yaratılışa hayranlık duygusunu yaşamak için bu anı ertelemedi ve bedenini ve zihnini bu süreçte mest etti. Boş boş oturan, kıymetsiz bir işle uğraşana kıyasla kıymetli bir yere geldi nezdimde. O insana baktığım yer işte bu!

“Güzele güzel demem, bu bendeki aşk olmasa” demeye getireyim de, tanımlayan genel çerçeveli bir söz olsun. (“Güzele güzel demem, güzel benim olmayınca”dan bahsetmiyorum. Güzel benim olmasa da, aşk varsa güzeldir benim için de)

Hayatım güzelliğiyle övünen insanlarla çevrildi zaman zaman. Gözümün içine soktu ancak görmedim.. göremedim. İstemedim değil. Ancak olmuyor. Gönül bu. Gözle görmüyor sadece. Gönül istiyor ki, kokusu da gelsin burnuma, sesi de gelsin kulağıma, dokunduğumda ürperirsem, gördüğüm artık çok başkadır. İşte güzel yanımda yeri, o zaman hazırdır…

Baktığımız yer önemli. Görmek için sadece gözleri kullanmayalım. Allah vermiş nice duyuyu. Hepsi birken gerçektir yaşadıkların. Gerçeği yaşadığımız nice anlara…

Daha Fazlası İçin;

İnstagram/kameraygun

Reklamlar

Şişş! Yaylada Coşak mı?

Şaka bir yana. Oradayken, o ânı yaşarken hep içimde coşmuş dağlarla yaşayayım istedim. İçindeyken büyülendim. İçinden çıkınca ise rüya sandım. Elbette gerçekti ama ben bu gerçekte neredeydim…
Yakın zamanda gittiğim ve hissettiğim yer olduğu için Çat yaylasını örnek kıldım. Aslında bu hisler, sanki uzun süre kalmayacağın yada evim dediğin yer olmadığı zamanlarda coşuyor. Çünkü kısa bir süren var ve yaşayıp döneceksin. Sakinleşmeye ve sindirmeye vakit kalmıyor. Devamlı coşuyor da coşuyorsun. Ben orada hergün geri dönecekmiş gibi yaşasam, coşkum da benimle beraber gelir. O dağlara tebessümümle haykırırım hayranlığımı. Tebessüm hafif kahkahaya dönüşür. Sonra yanımda otlayan inek ve boğayla göz göze gelirim. Bana baktıklarında kahkaha gırtlağıma iner. O ara yanlış birşey yapmadıysam otlamaya devam ederler. Eğer yine dişisine yan baktığımı sanarsa muhtemelen koşmam gerekir…

Bahsim anlaşıldı değil mi?

Bir yerde kalıcı olduğunuzda, ihmaller ve ertelemeler başlıyor. Kalıcı olmadığını düşündüğünde ise; tam tersi, yapmak istediklerin, yada yaşamak istediklerin diye genel bir çerçeveye alarak betimleyeyim, kısa süre içine sığsın diye coşkunu da yanına alarak çabanı üst düzeyde tutuyorsun. İnsan işte. Elinden kaçacağını bildiğinde kıymete biner…

Bahsim anlaşıldı.

Şimdi ise tümünü kapsayan ifadeler geliyor:

Sen! Kesinlikle kalıcı olmadığın ve yarın için bir sözleşme imzalamadığın dünyanın içindesin. Bunu biliyorsun ama farkında değilsin. Değilsin ki erteliyorsun, boşveriyorsun. Farkında olsaydın sanki yaylaya çıkmış gibi bir coşkuyla yaşardın hayatını. Yetmezdi sana saatler de, günler de, daha nice zaman kavramları da. O içindeki coşkunu diri tutacak, tebessümünle haykırış hissi verecek olan esas unsurlar yaşamın her alanına dağılmış.

Hadi gözünü sevdiğim!

Dediklerimden çıkarım elde ettiysen değişmesi gereken tam da bu an. Değiş ki ben de değişeyim. Birbirimizden güç bulup, birbirimize destek olalım. Yaşam oldukça kısaymış hem. Elimde de bir belge yok ki şu kadar yıl yaşayacağım. Daha çok genç gibi duruyorum ama bugüm ölürsem en yaşlısı benim. Yaşam yaş değil yaşanmışlık. Ertelemeden, boşvermeden erkenden yaşlanalım. Birlik ve dirlik içinde…
Daha Fazlası İçin:

İnstagram/kameraygun

“HAKİKATE YOLCULUK…” Hikayesinin Hikayesi



“Adam girdiği ormanda, seçtiği yerde, yaktığı ateşle, ısıttığı suyla, demlediği kahveyi; hafif eğimli, nemli toprağın üzerine serdiği kabanının üzerinde oturup yudumlarken, bir ses duydu!”
—–

Birgün, bir fotoğraf yayınladım İnstagram hesabımdan. Altına bir paragraf yazdım ve devam etmek isteyenlere bıraktım…

Çokça devam cümleleri geldi. Bazıları ne sesi duyduğumdan bahsetti, bazıları ise bununla birlikte hikayeye yeni bir soluk getirdi. En önemlisi de vakit ayırarak yazma inceliğini gösterdi. Birkaç kişinin yazısı devam edilebilir nitelikteydi ve devam ettim. Ancak fazla uzun sürmedi…

İçlerinden biri vardı ki, hikayeyi ummadık bir boyuta soktu ve dahası bana okuduklarımı yaşattı. Ben okurken de yaşadım, ettirdiğim devamda da yaşadım. O bırakmadı hiç devam etmeyi, ben de öyle. Günlerce yazdık öyle. Baktım iş ciddiye gidiyor kurguyu derinleştirip genişlettik. Yazarken yaşadım ve keyif aldım. Genelde böyle oluyor yazarken. Eğer böyle oluyorsa da muhakkak karşı taraftan da hissediliyor…
Hikaye için bir son geldi aklıma. Bıraksak devam edecekti. Bırakmadık. Sona doğru devam ettik ve bitirdik…

Karşımda yazan kişiyi tanımıyordum. Ne ismini, ne de cismini. Hikayeyi düzenlemeye giriştiğimizde kitap yazarı olduğunu öğrendim sadece. Düzenlemelerde bana oldukça yardımı oldu ricam üzerine. Son dokunuşları da beraber yapıp paylaştık…

Bir anda paylaşınca okunmayacak kadar uzun olduğundan, 12 sayfalık bu hikayeyi, eskiden ve hala radyolarda olan “Arkası Yarın” programlarına benzettim. Her gün bölüm bölüm paylaşacaktım ve bölümleri simgeleyen başlıklar koyarak.. öyle de yaptım ve sonuna geldim…

Bu süreci bana yaşamama destek olan gizemli yazara teşekkür ediyorum. Sosyal ağları gerçeği yansıtmak ve paylaşmak için kullanıyorum. Ancak gelecek nesillerime içinde gerçeklerin bulunduğu hikayeler, masallar da paylaşmak istiyorum. Bu yüzden hikaye yazmayı seviyorum. Detaylandırarak anlatmayı, anlatırken yaşatmayı, en çok da o sevinç ve hüzün göz yaşlarını düşürmeyi çok seviyorum. Onları görünce, “İşte gerçek duygu!” diyebiliyorum…

Buna benzer projelere devam etmeyi düşünüyorum. Diğer yandan blog ve İnstagram yazılarım hissedilirliğini korumakta. Bir de iki sayısında da içinde bulunduğum Pastel Dergisi var. Tüm yazılarım bir yana, oradaki yazılarım diğer yazılarımdan farksız olsa da, hissedilirliğini had safhaya çıkarmaya çalışıyorum ve gelen tepkilerden de bunu az da olsa başarabildiğimi görüyorum. Ama hep dahası vardı ve bu dahasına ulaşmak için çabamı da daim kılmam gerektiğini biliyorum.. sonum gelene kadar…

Diğer hikayelerde, hissedilirliği tatmak ümidiyle…

HAKİKATE YOLCULUK… -7.Bölüm: “Birleşen Hayatlar”-

Bir Kırsal Adam ve Gezgin Kadın Hikayesi

7.Bölüm: “Birleşen Hayatlar”

Sabah olunca, Kadın uyanık halde ama yerinde yatmaya devam ederken, “Hadi beyler artık kalkın” diyordu. Algıladığı anda bir gülme aldı Adam’ı. “İlk ben kalkacağım” dedi. O sıra Çocuk bir anda yarışarak doğruldu ve çıktı dışarı. Adam ani bir sıçrayışla Kadın’ın üzerinden atladı ve yerde yuvarlanarak doğruldu. Çocuğu yakaladığı gibi doğru dereye koştu. Kadın da gülerek peşlerinden gidiyordu. Adam çocuğun kollarıyla bedenini tutarak yüzünü baş aşağı dereye soktu. Gülmeye devam ediyordu Çocuk, Adam’ın aksiyonuna ayak uydurarak, onun hareketlerine güvenerek. Kadın’da avucuna doldurduğu suyu, Adam’ın ensesinden içine akıttı. Adam bu şakaya karşılık vermek istediyse de ağır kaçabileceğini düşündüğü için vazgeçti. Kadın’ı suya atmayı düşünmüştü ama narinliğe kıyamadı. Koşarak ateşin başına geldi…

Hazırlanıp, bir şeyler atıştırarak ana kamp yerlerine yollandılar ama bu sefer farklı bir yoldan…

Tepeden indikçe düzlükler yerini ormanlara bırakıyordu. Ormandan geçerken kuş sesleri çok yoğunlaşmıştı. “Burada biraz vakit geçirelim” dedi Adam. Aklında bir kuş yakalayıp, hem yakalamayı öğretmek, hem de kuşu çocuğa deneyimletmek vardı. Kadın biraz dolaşacağını söyledi. Orman çok sesliydi, kalabalık hissettiriyordu. Yakında da akan bir su vardı. Sesi kendine çekmişti Kadın’ı ve o yöne doğru yürümeye başladı etrafını izleyerek…

Adam hemen toprağın üzerini temizledi ve yanındaki bitmek üzere olan yolluk aldığı bulgurdan döktü. Üzerine de orta büyüklükte kamp tenceresini bir sopayla tutturarak kapanı kurdu. Yanındaki ipi de uzatarak kapandan uzağa geçtiler. Çocuk meraklı bakışlarla ve heyecanla Adam’ı izliyordu. Uzaklaştılar. Etraftan yapraklı dallarla kendilerine bir gözetleme yeri yapıp, başladılar beklemeye…

Çok kalabalıktı. Ardı ardına kuşlar üzerinden uçmaya başladı. Ancak uzunca süre hiçbiri yanaşmadı. Çocuk ve Adam dikkatle etraflarını izliyordu. Her harekete dikkat kesilmişlerdi. Bir sincabın ağaçtan ağaca atlayışını gördüklerinde ikisinin de yüzünde güller açmıştı. Nihayet bir saka kuşu üzerine kondu tencerenin, sonra atlayıp içine doğru yürüdü. İpin ucunu çocuğa verdi Adam “Tüm gücünle çek” diye de ekledi ve çocuk ipi çekti. Koşarak kapanın yanına gittiler. Adam elini sokup kuşu eline aldı, yüreği pırpır ediyordu kuşun. Çocuk önce tutmaya çekindi. Adam avucunu açtı çocuğun, kuşun ayaklarını serçe ve yüzük parmağının arasına kıstırarak avucuna bıraktı. Hayretle ve sevgiyle bakıyor, burnuna doğru götürüp başını kokluyordu. Adam çocuğu izlerken kendi yaptığı hareketleri gördü. Gözleri doldu ve ona dedi ki:

“Avucunda atan kalbi hissedebiliyor musun? İşte atan o kalbin sahibi var ve sahibi istediği zaman duracak…”

Çocuk kuşun gözlerine bakarken gözleri daldı, babasını anımsadı. Yaşamı son bulmuştu, onu kazada kaybetmişti ama ona o canı veren almıştı.. yani zamanı gelmişti.

Çocuk, Adam’a baktı. Adam son sözünü gözlerine bakarak ekledi: “O avucundaki hakikat! Hakikatin parçası. Öp onu ve aç avucunu” dedi. Çocuk dediğini yaptığında kuşla göz göze geldi. Kuş, avucunda hareketsiz yatıyordu. Bir şey olduğunu sandı. Adam sessizce “Bekle!” dedi ve ani bir hareketle ortadan kayboldu kuş. Çocuğun ise dilinde: “Hakikat, uçtu!”

Adam şaşırmıştı. Çocuğa kısa süren bir şaşkınlıkla baktıktan sonra gülmeye başladı. Yine bir vesile işte. Bu ormandan geçiş sebepleri, kuşların yoğunluğunu görüp  tutma isteği ve yaşanılan bu olay. Çocuk Adam’a sarıldı, hani dünyalar kadar dedikleri gibi kocaman açarak kollarını…

Adam ise başından uzun uzun koklayarak öptü. “Her şey hak ettiğimiz gibi olacak. Bana ve bu anları bize yaşatana güven” diye ekledi. Çocuk daha sıkı sarıldı Adam’a. 

“Hadi gel bir tane daha tutalım ama bu sefer her şey sana ait.”

Çocuk Adam’dan gördüklerini yaptı ve beklemeye başladı. Adam, çocuğu bırakarak ve ormana da güvenerek hızlı adımlarla suyun yanına doğru gitti. Giderken etrafını izliyordu. Bir Ardıç ağacının dibinde gözüne çarpan solmaya giden çiçeği kopardı ve yanına aldı. Suya yaklaşınca Kadın’ı gördü, derenin yanına uzanmış saçlarını açmış sakin soluklarla keyfini sürüyordu, uyur vaziyette…

Adam yanına geldi. Sesine tepki vermeyince uyku halinde olduğunu düşündü. Hareketleri daha narin devam etti… Tek dizinin üzerine çöktü ve Kadın başına doğru eğildi. Dudaklarını alnıyla saçlarının başladığı yere dayayarak sıcaklık aldı. Dudağı olduğu yerdeyken burnunu saçlarının arasına gömdü ve koklayarak öptü. Kadın gözlerini açınca yüzleri gözleri aynı hizada buluşmuştu ürpermeleriyle… 

“Bundan sonra benimle yaşayacaksınız” dedi Adam.

“İçinden geçeni söyle” dedi Kadın’a. Tebessümle gözünü kaçırarak kalkarken “Tamam. Yaşayalım…” dedi. 

Adamda da kabul edilmenin verdiği sevinçle tebessümünü her zaman kullanmak için yakınlarda tuttuğu yerden, yüzündeki yerini edindi. Kadın’ın üzerinden doğruldu. Sol avucunu sağ avucuna alarak kaldırdı onu yerden.. yine ince bir dal kaldırır gibi…

Çocuğun yanına doğru yollanan Kadın’ın ardından, yakınlaşmadan mesafeyi koruyarak takip etti. Arada arkasına, Adam’a kısa kısa parlayan gözlerle bakarak devam etti. Çocuk ayaktaydı ve elindeki kuşu seviyordu. Annesi seslenince Çocuk ona döndü ve avucunu açtı. Kuş havalanınca Çocuk, “Hakikat” diye bağırdı ardından. Kadın durdu, inanamadı. Çocukla birbirlerine bakarlarken Çocuk, “Anne!” diyerek koşup sarıldı annesine. Kadın gözyaşlarını öyle severek akıttı ki…

İçten, içten ağlamaya başladı. Bir gerginliğin gevşemesiyle, o rahatlamayla tüm geçmiş anıları ve yaşananları gözüne getirerek. “Hepsi geçti” diye dillendirerek…

Çocuk annesinden ayrıldı ve koşarak ona göstermek için kapanı kurmaya gitti. Kadın Adam’a döndü ve koşarak sarıldı. Başını boynuna gömdü ve “Sonumuz gelene kadar ve bu günleri bize yaşatan izin verdiği sürece ben ve oğlum, seninleyiz” dedi. Bu sözlere karşılık Adam daha da sıkı sarıldı Kadın’a, hafiften ayaklarını yerden keserek ve tüm duyularıyla bu ânı sonu gelene dek unutmamak için kokladı, izledi, duydu ve Kadın’a bir kez daha sımsıkı sarıldı…

“Hakikat yolunda artık birlikteyiz” dedi son kez kadına. “Tüm tabiat buna şahit bundan sonra.. asıl bu anı yaşatan…”

Gezilerini bambaşka devam ettirerek sonlandırdılar. Bambaşka olan aslında dile gelen, gönülden coşkuyla çağlayan duygular…

Döndüklerinde Anneanne bu duruma pek şaşırmamış, çokça sevinmişti. Nedensiz yaşamadığını, bir asıra doğru giden ömründe elbet anlamıştı. Vesileler… vesileler… 

Hayatlarını birleştirdi Adam’la Kadın. Adam, Kadın’a ve çocuğa evlerini inşâ etmeyi teklif etti. Çocuk ilk kabul eden oldu. Kadın ise “Elimizden ve gönlümüzden geldikçe yanındayız” dedi gücünü hissettirerek. Adam da bunu aramıştı hep. Kendine, kendinden bir güç. Birlik içinde daha güçlü bir birliktelik. Dahasına göğüs germek ve gönül vermek için…

Adam, hayali olan evi inşa ederken, en yakın yardımcısı Çocuk’du. Dili iyice açılmış ve her şeyi merakla sorar olmuştu. Adam, bu ilk ev deneyimi bir yana, hem çocuğa bildiklerini anlatıyor hem de yeni deneyimin heyecanını paylaşıyordu. Kadın ise, zor da geçse kolay da, güvenini hiç yitirmeden, erkeğini yüreklendirerek desteğini daim kıldı. Adam, ailesiyle birlikte bu evi çoktan yuvaya çevirmişlerdi…

Hep inandılar bu süreçlerden sonra.. nedensiz yaşamıyorlardı ve her şeyde O’ndan bir yansıma…

Daha Fazlası İçin:

İnstagram/kameraygun

HAKİKATE YOLCULUK… -6.Bölüm: “Vesileler, Nedenlere Götürür…”

Bir Kırsal Adam ve Gezgin Kadın Hikayesi

6.Bölüm: “Vesileler, Nedenlere Götürür…”

Sabah yakındaki derede ihtiyaçlarını giderdikten sonra yemeklerini yiyip çadırı da kurulu bir şekilde bırakıp devam ettiler. Bundan sonrasında, macera devreye girdi. İki günlük gezilecek yerler vardı ve barınakları Adam yapacaktı. Hem bilgileri aktif tutmak, becerileri geliştirmek iyi hissettirir, hem de yanındakilere farklı bir deneyim yaşatır diye düşünmüştü. Birkaç göl ve tepe gezerek bitirdiler bir günü daha. Gölden birer tane de balık da tuttular akşam için. İkindiyi biraz geçmişti ki hemen barınak yapmak için ormanlık alana girdiler. Adam uygun bir yer seçip, kolay bir barınak inşa etmeye başladı. Kadınsa yine ateş ve yemekle ilgilendi. Adam, yatacakları yer için kuru yaprak ve çam iğneleriyle geniş bir yer hazırladı. Yağış beklemediği için çatısını sadece rüzgarın şiddetini kesecek kadar yaptı ve hazırdı. Bundan en çok çocuk mutluydu. İlk kez böyle bir şeyi, bir insanın yaptığını görüyordu. Yani ev gibiydi. Her ne kadar gezse de şehirlerdeki evleri genelde koca aletler makineler yapardı. Hayranlıkla inceledi barınağı. Adam, işi bitince yemeğe destek oldu. Her biri keyiften dört köşe olmuştu. Yemeklerini yediler. Ellerine sağlık diledi Adam ve çocuk da sarılarak eşlik etti Adam’a…

Adam, yanına aldığı bir paketi çıkardı çantasından. Kurabiye yapacaktı, tabi ihtimal vermedi diğerleri. Adam hamuru hazırladı, sonra daha önce etrafta bulduğu ateşte ısıttığı yüzeyi düz taşların üzerine, iğneli çam dalını fırça haline getirerek yağ sürdü ve kurabiyeleri kısım kısım pişirmeye başladı. Dikkatle ve ustalıkla yapıyordu. Ateşte ısıttığı taşın üzerinde pişirirken taşa değdiği yerlerde kısım kısım karartılar oluşsa da içi gayet iyi pişmişti. Böyle bir ortamda gayet güzel bir tatlıydı.

Çocuk hayretini gizleyemedi gözlerinden. Hele ki “Mmmm…” diye diye yiyişleri…

Kadın da öyle. Güven duyması artmaz mı insanın, artıyordu. Bilen insana artıyor ama asıl o emeği verecek yüreğe sahip olması önemliydi.
Artık yatma vaktiydi. Biraz yadırgansa da bulundukları ortama göre yatak yerleri oldukça yumuşaktı. Çocuk, barınağın giriş yerine yakın yattı. Ateşi de oraya yakın yakmışlardı, üşümesin diye. Kadın da diğer yanına çocuğun, Adam da onun yanına. Gecenin hayrına bıraktılar kendilerini.

Ertesi sabah Adam hepsinden önce açtı gözlerini. İlk gördüğü tüm gece burnuna vuran kokunun kaynağıydı. Kadın sırtı dönük ama saçları Adam’a doğru uzanmış yatıyordu. Uyandığında derin bir soluk alırdı Adam, kendine çarçabuk gelmek için. Bu soluğuna Kadın da katılmıştı. Derin, derin…

Ürperdi. Ürpermesiyle ilgili bir düşüncesi vardı ve her oluştuğunda onu düşünürdü: “Eğer ürperiyorsam güçlü bir his vardır”. Hissettim derdi. Bu seferde öyleydi, Kadın’ı hissetmişti ve aykırı hiçbir şey yoktu. Bir uyum hissetti. Günden güne yakınlıklarının artmasında da bir uyum vardı…

Üzerlerinden geçerek dışarıya çıktı. Yiyecek bir şeyler hazırlayıp kaldırdı onları da. Sonra da toparlanıp yollarına gittiler… Bu günü de aynı şekilde dışarıda barınak yemek ve tabiatın güzellikleriyle geçirdiler.

Gece yine aynı şekilde yatmışlardı. Adam yaptığı barınağın tavanına dalmış yanında uyuyanların nefes alışlarını dinliyordu. Bu sese alışmıştı. Bu güvene bu birliğe günden güne alışmıştı. Düşününce farkına varmıştı ki, ben ne yaşıyorum diyerek…

Düşünmezken, yıllardır süregelen birliktelik gibi hissetmişti. Düşüncelerine öncelik verince daha net anlamıştı bunu. Sonra, Kadın’ın vefat eden eşi geldi aklına. Daha sonra ise Kadın’ın rüyası, çocuğun konuşmaması, hepsi bir anda doluştu kafasına…

Doğruldu bir anda, yaşadığı bu süreç çok gerçekti, bir amaca hizmet ediyor gibiydi. Bu ailenin önceki yaşamı nasıldı bilmiyordu ama bir vesileyle bu aile dağıldı, çocuk sesini kesti, yollara düştüler. Bir rüya ile hakikat uğruna…

Hakikat için çabalayan ve düşünce geliştiren bu insanlar bana yollanmışlar sanki ve son birkaç gün…

Bu düşünceler ardından Adam ellerini açtı ve rahmet diledi Kadın’ın eşine. Neden dolu olduğunu anlamadı gözlerinin ama tüm bu düşüncelerin ardında bir yaratan gördü yine, hep gördüğü gibi…

Ellerini yüzüne götürdü, ellerini çekerken de gözlerinden topladığı yaşlarını parmak uçlarıyla yüzüne ve sakallarına dağıttı…

HAKİKATE YOLCULUK… -5.Bölüm: “Güvenilir Erkek”

Bir Kırsal Adam ve Gezgin Kadın Hikayesi

5. Bölüm: “Güvenilir Erkek”

Tırmandılar, indiler, oturdular, kalktılar.

Çıktıkları uzun süreli yolculuklarda, beslenme ve barınma için, gezdiklerinden daha çok vakit harcıyorlardı. Aslında en zevkli kısımları da bunlar oluyordu. Birlikte, becerilerine güvenerek yaşam mücadelesi veriyorlardı bir nevi. Atalarımızın dediği gibi insanlar birbirini en iyi yolculukta tanırdı. Onların ki, yolculuktan öte yaşamdı aslında. Tamamen tabii olanaklarla ilerliyorlar, yiyorlar ve barınıyorlardı. Çocuğu ise zaman zaman Adam, sırtında taşıyordu…

Gittikleri yerlerde barınağı genellikle Adam hazırlıyordu. İlk gün akşamı olmadan çadırı kurmuşlardı. Adam bununla uğraşırken, Kadın ateş ve yemekle ilgileniyordu. Adam, Kadın ateşi yaksın diye kuru ağaç toplamaya da kendisi gitti, ağaçların üzerindeki kuru dalları kesmek için onu yollamak istememişti. İlk gün olduğu için hedef odaklıydılar ve Adam’ın gitmek istediği yere, ana kamp yeri olarak gördüğü yere gitmişlerdi. Bir gece burada kaldıktan sonra, bir kaç gün için bu kurulu düzeni dönmek üzere burada bırakacaklardı. Her ihtimale karşın dönmek için…
Diğer gidecekleri yerlere de buradan gideceklerdi. Mevsimden dolayı buralara pek kimse gelmezdi. Gelenlerde nadiren avcılar olurdu.

Yanlarında yeterli kadar yiyecek vardı fakat bitmesi durumunda avlanacaklardı. Şimdilik buna gerek olmadığı için, biraz gezinin keyfini çıkarmak istiyorlardı. Ateşin yanında yemeklerini yediler. Adam yolda gelirken topladığı birkaç çam iğnesi, taze olmasa da böğürtlen yaprağı ve kuşburnundan çay yaptı. Çocuk, çaya eşlik edemeden, uyuya kalmış, yorgun düşmüştü. Kadın onu yatırıp geldi. Birlikte çadırda geniş tulumun içinde yatacaklardı. Adam da hemen yanlarındaki bir başka tulumda yatacaktı.

Etraf zifiri karanlık değildi. Hava açıktı ve ay yeni doğmaya başlıyordu. Yarım aydan biraz daha geçmiş hali. Ay doğumunu izlemek, tüm geçen yola değdi. Çaylarını içerlerken günün değerlendirmesini yapıyorlar, ayı izliyorlar ve etrafın karanlığını yumuşatan yıldızlara bakıyorlardı. Yeryüzüne daha da yaklaşmış gibiydiler. Nasıl da bu kadar net ve yakınlardı… 

Kadın, Adam’a bir kez daha teşekkür etti. Adam ise buna devam etmemesini söyledi. 

“Ben sadece vesileyim. Sadece yapmamı içime doğurana şükret” diye ekledi.

Sonra Kadın neden yalnız olduğunu sordu. Bu çokça duyduğu bir soruydu Adam’ın. Yazar olduğundan ve hayatından parçaları paylaştığından, ona ulaşan insanlar ilk bunu sorardı ve neden bu yaşamı seçtiğini. Kısa bir gülme aldı Adam’ı. Kadın da eşlik etti, içten… Bu sorunun sıradanlığını ona da anlattı ve cevap verme adına başladı anlatmaya:

“Yalnız değilim.. Hem de hiç! Belki de fazlasıyla kalabalığımdır. Benim hayatım güvencede. Yaradan tarafından hak ettiğimi yaşayacağıma inancımla güvencede. Bugün yarın hayatım son bulabilir. Bunu düşünmüyorum ama yapmak istediklerimde bu düşünce ön ayak oluyor bana. Bir yolum var. Yolun sonunda ulaşmak istediğim, sonsuz sevincim de…

İşte bu yolda bana destek olacak insanlarla, benim destek olabileceğim ve toplumuma topraklarıma fayda sağlayabileceğim insanlarla devam etmek istiyorum. Çünkü biliyorum ki, ben iyi olmazsam kimseyi iyi edemem. Yoluma destek olma ihtimalini göz önünde bulundurduğum içinde, önce kendime sonra da çevreme olan desteği yüksek tutuyorum. Yaşadığım yer insanlardan uzak gibi görünse de aslında kalabalığın içinde yalnızlıktan daha pozitif etkide. Çünkü çevremde az ve öz insan var. Komşularım, beni ziyarete gelen insanlarla, iş yaptığım insanlarla sürekli irtibat içindeyim. Hem de hepsiyle…

Yani yaşadığım ortamın faydasını tamamen sağlıyorum.

Şehirde öyle mi?

Bir mekanda yüz kişi olsa da sadece yanındaki arkadaşınla muhatap oluyorsun. Burada öyle değil. Yüz yüze bakan her insan birbiriyle muhatap. Çünkü her birine vakit ayırabileceğim dozda insanlarlayım. Çoğun derdi de çoktur ama azın özüne inebilirsin. En azından daha kolaydır ve zaten çok da kolay olmayan yaşamımı daha da zorlaştırmamın anlamı yok öyle değil mi?

Velhasıl, ben güçlü olduğum yerdeyim. Buradan güç arayanlara en yüksek faydayı sağlayabilirim. Amacım da o! Ben iyi olacağım ve iyi olmak isteyenlere destek olacağım…”

Kadın, öze giden bu düşüncelerden etkilenmişti. Aslında o da bir vesileyle bu yola çıkmıştı. Oğlunun rüyasında yönlendirmesiyle, ‘Hakikat’ diye bir arayışa yollanmıştı…

Şimdi bulunduğu yerde ise buna giden bir Adam vardı. Bir an düşündü, acaba hakikati ona bu Adam mı yansıtacaktı yada bu yolda ona destek mi olacaktı…

Bunları düşünürken Adam’ı onaylar şekilde kafa salınışları ve tebessümünü mimikleriyle yansıttı. Sessizleştiler…

Ateşin çatırtısı öyle güzel geldi ki ikisine de, aynı anda ataşe bakarken, göz göze geldi ateşin iki yanında oturan bedenler. Rüzgar esti hafiften, Kadın’ın ardından.. ve esintiyle gelen, ateşle ısınan kokusu Kadın’ın…

Uzun uzun bakmaya devam ettiler. İçinde hiç bir imâ olmadan, yalnızca baktılar birbirlerine… Gözlerinde nasıl yansıdıklarına baktılar. İkisinin de parıl parıldı ve ikisi de huzurlu hissediyordu. Belki de yaşadıkları huzurun heyecanıydı bu.

Bir an ses geldi bulundukları düzlüğün yamacında başlayan ormandan. Bakışlarını ayırmadan, Kadın’ın sesten bir endişe duyduğunu gözlerinin sese gidişinden anlayıp, gözlerini Kadın’dan hiç ayırmadan,

“Karaca, çakal ya da domuzdur. Hiçbirinin bizle işi yok emin ol. Aksine korkuyorlardır muhtemelen…”

diyerek rahatlatıcı tebessümüyle sakinleştirdi Kadın’ı.

“Artık yatayım ben” dedi Kadın.

“Sen git bende ateşi körükleyip geliyorum. Ateşe gelmez hayvanlar. Sabaha kadar meraklarını ertelemiş oluruz bu sayede.”

Birbirleriyle ilgili onca paylaşımdan sonra hitabetlerindeki samimiyette artmıştı. Ancak saygı daha çok artmıştı. Adam kadının güçlü duruşuna ve becerilerine hayrandı, çadıra giden Kadın’ı izlerken bu anı da düşünceleriyle bütünleştirdi. Kadın ise Adam’ın yaşam gayesine ve tüm donanımına güven duyarak çadırdan ateşle uğraşışını izledi…
—Güven veren bir erkek. Bu güven insanı sakinleştirir. Tam da istediği sakinlikte bir hayat!—
Adam da toparlanıp girdi çadıra. Kadının gözleri açıktı. Dışarıda yanan ateş çadırın içini mum ışığı kıvamında aydınlanıyordu. Adam da girdi tulumunun içine. Yatmadan duasını etti. Dua bir şükürdü onun için. Bugün yapabileceği herşeyi yapmıştı artık. Yarına kalkabilirse aynen devamdı…

Kadında onu görünce kalktı ve bu davranışa vesile olduğu için tebessüm ederek duasını etti, oğlunu öptü ve yüzü Adam’a dönük yatmaya devam etti. Adam da ona dönük yatıyordu. İkisi de birbirine öylece ifadesiz ama anlamlı bakarak uyudular. İkisinin de ortak yanı, huzurlarıydı, dağda ve bir başlarına olmalarına rağmen…